Beyatsız Yaşamazlardı ![]()
"Onların içlerinde biri vardı. Onun ismi Cündü İbn Demre
(r.a.) idi. Müslümanlar Mekke'den Medine'ye Hicret edince kendiside Hicrete talip oldu.
Fakat, hem hasta hem de çok yaşlı idi. Çocuklarını çağırdı ve Hicret edeceğini
söyledi. Gitmemesi için ısrar ettiler fakat nafile:
- "Beni yükletiniz. Çünkü ben ne müstezaafınden ne de yolu
bilmeyenlerdenim. Vallahi bu gece Mekke'de yatmam" diyordu. Oğulları, bir sedyeye
koydular ve Medine'ye doğru yola çıktılar. Medine'ye yaklaştığında iyice
ağırlaştı. İhtiyar şahabı anladı ki, ölüm ile burun buruna geldi. Sağ elini sol
elinin üzerine koydu ve:
- "Allah'ım, şu senin, şu da Resûlünün, Resûlün sana ne
ile beyat ettiyse ben de öyle beyat ediyorum..." dedi ve ruhunu teslim etti.
Medine'ye Resûlullah'a kavuşamadan vefat eden sahabenin ölüm
haberi Medine'ye ulaşınca, Cündüb İbn Demre (r.a.)'in Hicret sevabından mahrum
kaldığı sahabeler arasında konuşulmaya başlandı. Fakat Hz. Allah, o ihtiyar kulunun
durumunu şöyle açıklıyordu:
"Kim Allah'a ve Resûlüne itaatle Hicret ederek evinden
çıkarda sonra kendisine ölüm yetişirse onun ecri (Mükafatı) gerçekten Allah'a
düşmüştür. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir." (Nisa/100)
Hicreti tamamlayamadan yolda ölen sahabenin beyatı böylece Hakk
katında kabul ediliyordu. İşte onlar böyle idi.
O DİYARIN SAKİNLERİ, beyatsız bir anını dahi
geçirmezlerdi. Çünkü inanmışlardı ki, Beyatsız yaşamak, gömleğin baştan
çıkarıldığı gibi îmanın tehlikeye düşmesi demekti. Onlarm tamamı,
müslümanlık üzerine Beyatlaşmışlardı. Mesela kısa olarak O DİYARIN
SAKİNLERİ'nin beyatlaşmış olduğu bazı maddeleri zikredelim:
1- Allah'a şirk (ortak) koşmamak,
2- Hırsızlık etmemek,
3- Zina etmemek,
4- Çocukları öldürmemek,
5- Kimseye iftira etmemek,
6- Emirlere isyan etmemek,
7- Beş vakit namazı vaktinde kılmak,
8- Farz olan zekatı vermek,
9- Ramazan ayında bir ay oruç tutmak,
10- Allah rızası için cihad etmek,
11- Zenginse hacca gitmek,
12- Müslümanlara nasihat etmek,
13- Kocalarının mallarını habersiz başkalarına yedirmemek,
14- Toplanıp, ölen bir kimse için ağıt yakmamak,
15- Cahiliyye süsleri ile sokağa çıkmamak,
16- Gizli çocuk öldürmemek... vs.
O DİYARIN SAKİNLERİ'ni görüyoruz ki, kimisi iyi
amellere, kimisi cihad'a kimisi hicrete, kimisi Allah yolunda ölmeye Beyat ediyor.
Çünkü İslâm'ın emirlerinin yaşanmasında Beyatın tırnak-et olması söz
konusudur.
O DİYARIN SAKINLERİ'nin beyatlaşmış olduğu
mevzuların başında Allah'a şirk koşmamak gelirdi. İdare ve hükümde, yaratma ve
hakimiyette Allah'tan başkalarına yönelmemek, onlara söz hakkı ve yetki tanımamak...
Beyatın temelini bunlar teşkil ederdi. Bu ciddi ve îman bakımından hayatiyet arzeden
meselelerde Allah'a değil de, kullara müracaat müslüman da iman namına bir şey
bırakmazdı. Ya o, ya bu! Kurt koyun karışımı bir hayat olamazdı. Hem Ebu Cehil, hem
Hz. Muhammed (s.a.v.) hem Dar'un-Nedve, hem Daru'1 Erkam... ikisini birlikte yürütmek
mü'minin işi değildi.
O DİYARIN SAKİNLERİ beyatla İslâmi hayata adım
atarlardı. Daima ağırbaşlı ve vakarlı idiler, çünkü beyatları vardı. Daima
müslümanlar hakkında iyi düşünürlerdi, çünkü beyatları vardı. Cihadsız ne
günleri, ne aylan geçerdi, çünkü beyatları vardı. Takvadan ayrılmazlardı, bir
hata yaparlarsa, ardından hemen bir iyilik yaparlardı. Çünkü beyatları vardı, dinin
hiçbir emrinde gevşeklik göstermezler, Allah'a itaatsizliği akıllarından
geçirmezlerdi, çünkü beyatları vardı.
Aç kalırlar, susuz kalırlar, karınlarına taş üstüne taş
bağlarlardı. Bütün bu zorluklara rağmen İslâm'ın önünde verdikleri mücadeleden
gevşeklik göstermezlerdi. Çünkü beyat etmişlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ'nin kadınları da aynı idi.
Yani beyat etmişlerdi. Çocuklarım öldürmezler, iftira ve dedikodu yapmazlar,
kocalarına hiyanet etmezler, kocalarının haberi olmadan evlerinden bir şey tasadduk
etmezlerdi. Çünkü beyat etmişlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ'nin kadınları beyatlaşmak
için ellerini uzattıkların da "ben kadınların ellerine dokunmam" cevabını
alırlar, böylece beyatlaşmaları tahakkuk ederdi. Zamanımızın da bazı din
simsarlarının yaptığı, kadınlarla tokalaşma hadisesi İslâm'ın cevaz verdiği bir
amel değildir.
Böylece şu hakikati kavramış oluyoruz:
Müslümanlık, Allah'ı ve Resûlü'nü tasdikten ibaret olmakla
beraber, bu tasdik keyfiyeti sonradan bir anlaşma ile teyit edilmiş oluyor.
Müslümanın başıboş bırakılması kendine göre yaşaması mümkün değildir.
Müslümanlık cemaat dinidir. Elbette bu cemaatın bir de imamı olacaktır. Cemaatin,
imamın başkanlığında vereceği mücadele Hakk düsturlarının hayata hakim
olmasını temin etmektir. Fertlerin böyle bir cemaatın halkalarından bir halka
olmamaları beyatsız yaşamayı intac eder. Damla, deryanın içerisine karışırsa
değer bulur. Bir deryaya karşı deryadan ayrılan damlanın fonksiyonu olamaz.
Islahatlanmız ile canlanan bir hayat vardır. Beyat ıslahatımız
da onlardan biri veya başıdır. Halkı müslim olan ülkelerdeki tüm kıyamların
altında yatan gerçek, kullara kul olmaktan kurtulup, Allah'a kul olmaktır. Beyatla kula
kul olma devri bitmekte, işler Allah adına yapılmaktadır. Böylece insanlar insanlara
hükmetme yetkisini beyatla kaybetmektedirler. Onun için hayata canlılık veren
kelimelerimiz, müslümanlardan gizli tutulmuş, öğrenmeleri istenmemiştir. Beyatlı
günler dünya müslümanlarını ihata etmeye hamiledir...
Abdullah Büyük
Ana
Sayfa O
Diyarın Sakinleri
74