Amellerinin Her Çeşitinde
Vahyin İmzası Vardı ![]()
O
DİYARIN SAKİNLERİ amellerin büyüklüğüne, küçüklüğüne bakmaz, kim
için yapıldığına dikkat ederlerdi. Mü'min bir kardeşinin görülünü almak veya
cihada çıkıp kılıç sallamak. Bu iki ameli yaparlarken ihlaslarına ve kim için
yaptıklarına itina gösterirlerdi. Çünkü imanları böyle inanmayı istiyordu.
Günlük yaşayışlarının raporunu kitaplardan tespit edersen böyle olduklarını '
görmekteyiz.
O DİYARIN SAKİNLERİ batıl
ehline karşı onurlu mü'minlere karşı merhametliydiler. Bir ara batıl ehlinden bir
grup gelmiş, Peygamberin (sav) etrafında garip; güçsüz ve yoksul kimseleri
görmüşlerdi. Yüce Resûle şu soruyu sordular:
- "Ya Muhammed, senin hafsaları bunları
nasıl kabul ediyor? Bunlar senin arkadaşların iken biz nasıl sana tabi olacağız?
Bunları yanından kov" dediler. Yoksul ve düşkünlere elini ve bağrını
uzatmış, açmış yüce Peygamber, bu mü'minlere bakarak:
- "Şunu bilin ki, ben yaşadığım
sürece aranızda yaşayacağım ve öldüğüm zaman aranızda öleceğim" buyurdu.
O DİYARIN SAKİLERİ imkan
buldukça birbirlerine uğrar, dertleşir, hal-hatır sorarlardı. Bir mü'min diğer bir
mü'min kardeşinin halinden üç gün habersiz kalmazdı. Arar, sorar, bulur ve
îmanının gereği halini araştırırdı. Hatta onlardan öyleleri vardı ki, yaya
olarak Medine şehrinden tâ Şama kadar gelir ve müslüman kardeşini ziyaret eder,
halini-durumunu sorar öğrenir, yapılması icap edeni yapar sonra da geri dönerlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ sohbet
toplantıları yaparlar, birbirlerini ziyaret ederler ve ikramda bulunurlardı. Bu gibi
ameller birbirleri ile olan irtibatlarını kuvvetlendirir, sevgi ve muhabbetin fedaileri
olurlardı. Bu hususta onlardan bir ilim ehli şöyle demişti: "Ara sıra sohbet
toplantıları yapıyor, birbirlerinizi Hakk rızası için ziyaret ediyorsanız, siz bunu
yaptığınız müddetçe iyilik, bolluk ve mutluluk içinde yaşayacaksınız."
O DİYARIN SAKİNLERİ,
mü'min kardeşlerinin işlerini görmek, takip etmek hususunda sanki birbirleri ile
yarışırlardı. İlim beldesinin kapısı niteliğinde bulunan Hz. Ali (r.a.) diyor ki:
"İki nimet vardır; bilmem ki hangisi
beni daha çok sevindirir. Biri, herhangi bir müslümanın beni derdine derman kabul edip
de bana başvurmasıdır. Biri de o kimsenin derdini, Cenab-ı Allah'ın benim elimle
halletmesidir. Allah'a yemin ederim ki, herhangi bir müslümanın bir derdini halletmek,
benim için yeryüzü dolusu kadar altın ve gümüşe sahip olmaktan daha çok
sevindiricidir."
O DİYARIN SAKİNLERİ
cemaatın başında bulunan büyüklerine saygı gösterir ve değer verirlerdi. "bir
toplumun büyüğü yanınıza geldiği zaman ona değer verin" hadisi o diyarın
sakinlerinin şiârı olmuştu. Allah'ın kullarına değer verene, Allah da değer verir.
Kendilerine gelen ziyaretçilerin altlarına minder ikram ederler, eğer evlerinde minder
yok ise sırtlarına giymiş oldukları hırka veya cübbeyi yere sererek misafirlerini
oturturlardı.
BU DİYARIN SAKİNLERİ ise, o
diyarın sakinlerinin amel ve ahlakına aykırı işlerle ömür tüketirler âdeta. Bir
defacık olsun, görmediği, tanımadığı mü'min kardeşi hakkında, aleyhine
rahatlıkla konuşur, kabaran nefsini böylece teskin ederler.
BU DİYARIN SAKİNI,ERİ
mü'min kardeşlerine dünyalığı nispetinde değer ve kıymet verirler. Hatta selam
veren kişide maddi fakirlik varsa, selamım ona göre alırlar. Onlarla beraber olup
sohbet etmezler, birlikte sokak ve caddelerde dolaşmazlar, ölüm haberi kulaklarına
gelse çevre tesiri ile giderler, İslâm'ın dışındaki görüş ve ideolojilerin;
"insan ekonomik bir varlıktır" tezine sanki bu gibi insanlar da
katılmışlardır. İnsanı maddesi ile ölçmek isteyenler kapitalist ve dünyevî
çıkarları istikametinde yaşayan insanlardan sayılır.
BU DİYARIN SAKİNLERİ
ziyaretleri adet haline getirmiştir. Amelden maksat, bir vazifeyi ifa etmek ve Allah'ın
rızasını kazanmaktır. Allah rızası gaye edinilmeyen amellerin hiç değeri olmaz.
Ziyaretler Allah için yapılmalı ve bir iş, amel ortaya konulmalıdır. Sırtındaki
cübbesini misafirine minder diye seren gerçek müslümanların peşinde yürüdüğünü
söyleyenler, cepteki ve kasalarındaki fazlalıkları bekletmeden yerlerine teslim
etmelidir:
BU DİYARIN SAKİNLERİ
toplumun ileri gelen şahısları aleyhine kampanya başlatmayı vazife addederler.
Onların aleyhinde bulunmanın dini bir tebliğ olduğu görüşünü savunurlar. Taraftar
tutmak için en kestirme yolun bu olduğunu zannederler. Allah'tan korkmadan rahat rahat
aleyhte konuşurlar, dinleyenler de zevk duyar. Çünkü şeytan konuşanın ağzına,
dinleyenin kulağına badem yağı sürmüştür. Konuştukça coşarlar, coştukça
konuşurlar.
BU DİYARIN SAKİNLERİ;
şekle ve sûrete önem verirler. Eğer kendisi kravatlı, kıyafeti düzgün biri ise
yanma gelen başında takke, boynunda yakasız gömlek bulunan kişiden uzak kalmanın
yollarını araştırırlar. Halbuki bu iki kıyafet sahibi cuma namazında veya başka
bir namazda yanyana aynı safta namaz kılmışlardır. Fakat çevrenin ve suretin,
şeklin verdiği tesir, yoksul giyimli müslümanı, hor ve hakir tanıtmıştır.
BU DİYARIN SAKİNLERİ batıl
ehline karşı yağcı, dalkavuk, mütevazı, garip müslümanlara karşı ise kibirli,
onurlu ve gururludur. Bunu görmek isterseniz adım başı hadiselere şahit
olabilirsiniz. Bir gafil ve zengin müslümanın bankaya gidip, banka müdüründen
teminat mektubu isteme şekline. baksanız, gözlerinize inanamazsınız. Halbuki bu adam
camide Allah'ına karşı rükûya eğilip, secde ediyordu. Demek ki, kendisine göre
namaz kılışı varmış adamın!.
İşte orada iki grup gözüküyor. Her mü'min
safını öğrenmek istiyorsa yaşayışı ile onların yaşayışım kıyaslasın. Hangi
grubun yaşayışına kendi yaşayışı benziyorsa o da onlardandır. Bu sadece
müslüman kardeşleri ile irtibatının birkaç bölümü.
Burada şu hususu belirtelim ki, o diyarın
sakinleri gibi olmak için çalışanlar, mücadele edenler, yorulanlar ve kısmen de olsa
onlar gibi olanlarda vardır. İstisnalar kaideyi bozmayacağı için biz umumi olarak
meseleleri ele alıyoruz. Yüce Allah bizleri o diyarın sakinlerinin peşinden
ayırmasın. Amin.
Abdullah Büyük
Ana
Sayfa O Diyarın Sakinleri
65