Günlük Hayatlarıyla O
Diyarın Sakinleri ![]()
O
DİYARIN SAKİNLERİ camileri cennet bahçeleri yerine kor, o bahçenin
çiçeklerini demet yapar ve manen gönülleri doldururlardı. Hatta onlardan biri;
"Rabbim beni cami ile cennet arasına girmede muhayyer bıraksa, ben camiyi tercih
ederdim. Çünkü cennette zevk ve safa, camide ise ibadet vardır" demişti.
Onların camideki manevi gıdaların, manevi yemeklerin başında şu tesbih vardı
"Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber Vela havle vela
kuvvete illa billah."
O DIYARIN SAKİNLERİ
"Keşke", "eğer" gibi kelimeleri pek hoş karşılamazlar, bu
ıstılahları kaza ve kadere ait hususlarda ağzına bile almazlardı. Yani:
"Eğer şöyle gidilseydi, böyle
olmazdı."
"Eğer zamanında gelseydi başına bu iş
gelmezdi." gibi Hatta "Falan kimse olmasaydı, falan adam beni
öldürecekti" diyen bir kimseyi Allah'a şirk koşmuş biri olarak görürlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ
meziyetlerini, kabiliyetlerini dünyada iken İslâm için, müslüman din kardeşleri
için kulları ırlardı. Sağlıklarında birbirlerinin kadr-u kıymetini bilirlerdi.
Günümüz dünyasında olduğu gibi, öldükten sonra tabirlerini takdir etmezler; daha
sağlıklarında bu hali yaşarlardı.
"Rüyamda bana bir bardak süt verildi
içtim, içtim. Kristalleşmiş şeklinin parmaklarımın ucundan adeta aktığını
gördüm. Arta kalanını Ömer'e verdim"
"Ne ile yorumladınız ey Allah'ın
Resûlü" diyenlere;
- "İlim ile yordum (Allah Ömer'e bu
kadar ilim vermiş) buyurdu: (Buhari)
"Yine rüyamda insanlar bana bölük
bölüm arz olundu. Üstlerinde gömlekler vardı. Bir kısmı göbeğine kadar, bir
kısmı boğazına kadar kapanmıştı. Ömer'i gördüğümde hepsinden daha aşkın ve
taşkındı. Ne ile yorumladınız, ya Resûlullah?"
- "Din ile (imar ile)" buyurdu.
(Buhari)
Bütün bu sözler, değerlendirmeler bir
cemaatin önünde, huzurunda yapılıyordu. Peygamberimizin vefatından sonra da, bu
üstün meziyet sahipleri ümmetin başına baş oluyordu:
Bize gelince;
Bizim halimiz acaba yavrusunu yiyen kediye mi
benziyor? Bu arada küçük bir hatıramı anlatmak istiyorum. 1987 senesinde
Afganistan'dan Gulbettin Hikmetyar'ın hususi temsilcisi Türkiye'ye gelmişti. Küçük
bir topluluk içinde kısa bir sohbet yaptı. Ve sonra şöyle dedi:
- "Türkiye'ye gelip gitmelerimde
dikkatimi bir şey çekiyor. Burada müslümanlar birbirlerinin kadrini bilmiyorlar. Çok
ucuz değerlendiriliyor. Afganistan'da Hikmetyar bir mühendisti. Kıyama kalkınca
müslümanlar etrafına toplandı, sözünü dinledi, emir ve talimatlara uydu. Ve bugün
dünyanın tanıdığı bir lider oldu. Türkiye'de Hikmetyar'dan ilim bakımından nice
kıymetli insanlarımız var, fakat kıymet bilinmediği gibi, hep harcanıyor. Cemaatler,
birbirlerinin liderlerinin aleyhin de, hatta küfür dahi ediyorlar."
Bu hatıramızın yorumunu sizlere
bırakıyorum. Peygamberimiz (sav): "Sultanlara söğmeyiniz. Eğer mutlaka onlar
hakkında bir şey söylemeniz gerekirse "Allahım, bize reva gördüklerini sen de
onlara reva gör deyiniz" buyurur. Müslüman liderleri şöyle bırakalım,
müslümanlar küfrün liderlerine dahi söğmezler, onların hayatlarını inkar ederler,
sistemlerini reddederler. Fakat söğmezler. Bugün müslümanlar için "dinsel
terör" iftirasını yapan zavallılara biz söğmeyiz. Peki ne yaparız, ne deriz?
"Ya Rabb! Harflerimize, kıyafetlerimize,
metre ve kilomuza, hukukumuza, siyasetimize, iktisadımıza, eğitimimize,
tesettürümüze zulmen ve haksız olarak müdahele edenleri sana ısınarlıyoruz. Sen de
onların düzenlerini., yaşayış ve hayatlarını başlarına geçir!"
Biz Türkiyeli müslümanlar,
elemanlarımızı, güzel insanlarımızı, alimlerimizi hep öldükten sonra hayırla
yadederiz.
- Devrimlerin yapıldığı; binlerce
müslümanın darağacına çekildiği bir dönemde yiğit müslüman alim Süleyman Hilmi
Tunahan Hazretleri yanlış ve noksan olarak tanıtılmıştır. Son yıllarda müslüman
basın bu büyük alime vefat yıldönümlerinde hak ettiği değeri vermeye
çalışmaktadır.
- Bediüzzaman Hazretleri için aynı şeyi
söyleyebiliriz. Allah gecinden versin, bir gün Sadrettin Yüksel Hocamız, Fethullah
Gülen hocamız, Ekrem Doğanay hocamız, Ali Bulaç, A. Dilipak, Hüsnü Aktaş; Mahmut
Efendi, A. Rıza Demircan, Mahmut Toptaş ve daha isimlerini saymakla bitiremiyeceğimiz
tevhid erleri hayata gözlerini yumsalar, şuna ,eminim ki, günlerce haftalarca
üzüntülerimiz devam edecek, müslüman. medya ilk sahifelerinde cömert davranacaktır.
Madem ölümlerinde öyle yapıyoruz, hayatlarında niçin kıymetlerini bilmiyoruz?
Niçin gıyablarında hayırla konuşmuyor, hataları varsa yanlarına gidip derdimizi
dökmüyoruz? Bu hatadan dönmek mecburiyetindeyiz. Hem de karşılıklı konuşup;
anlaşarak.
Bu yazımızı Kur'anın Fetih suresinin son
ayeti ile bitirmek istiyoruz:
"Muhammed Allah'ın Resûludür. O'nunla
beraber olanlar:
- İnkarcılara karşı çok çetin.
- Kendi aralarında çok merhametlidirler.
- Sen onları rüku eder, secdeye kapanır
halde görürsün. - Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar.
- Görünüşlerine gelince yüzlerinde secde
izleri vardır."
BU ONLARIN TEVRATTAKİ
HUSUSİYETLERİDİR. İNCİLDEKİ NİTELİKLERİ İSE ŞÖYLEDİR:
- "Tıpkı bir
ekin gibi. Filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş".
Filiz kalınlaşmış, gövdesi üzerinde
dikilmiştir. (Bu hal) ziraatcileri imrendirir.
"Allah böyle yapar ki, onlarla inkar
edenleri öfkelendirsin. Allah onlardan iman edip barışa yönelik işler yapanlara bir
bağışlama ve büyük bir mükafat vaadetmiştir" (Fetih Suresi: 29)
Müslüman, tıpkı bir ekin gibidir.
Ziraatcısı, ekicisi Hz. Peygamber (sav)'dir.
İman ve ahlakıyla kendi ayağı üzerinde
duran bir güvene sahiptir. O ekin ki başağında 30-40-50 küsur adet buğday bulunur.
Tarlasını eken ektiğini yetiştiren ve tarlasının başına geçerek bu manzarayı
seyredip sevinen bir ekici, tarla ve içindeki binlerce ekin ve binlerce başaktaki
buğday Ve bir nesil. Îman nesli. Bu nesli milli şef döneminde mahvetmeye başladılar.
Tarlaları ve ekinleri yakıp yıkan düşman askerleri gibi bir nesli mahvettiler. Şimdi
yeni bir îman-ahlak nesli yine geldi. Bu neslin ekicileri, ziraatçileri, mürebbileri
üstazlarımız, alimlerimiz, liderlerimiz ve mürşidlerimizdir. Hak yolda sırat-ı
müstakımde, Kur'anın ve Hadisin gölgesinde yaşama mücadelesi veren ekinciler ve
ekinler. Verimli ekinlere bakıp kin ve buğzu kabaran tağutlar. ekinlerini korumaya
çalışan ziraatcılar.
Abdullah Büyük
Ana
Sayfa O Diyarın Sakinleri
105