Şehidlik Şerbetini İçerek
Dostlarına ![]()
Kavuşmak İstiyorlardı ![]()
O
DİYARIN SAKİNLERİ'nin küçüğü, büyüğü, kadını erkeği şehadete göz
dikmişlerdi. Dualarında, tavırlarında ve savaş hazırlıklarında bunu görmek
mümkündü. Fiili duaları bile isbat için yeterliydi. Ölümü olmayan bir ölümle
Allah'a kavuşmak basit bir konu olamazdı. Savaşlardan dönerken çoklarının yüzünde
üzüntü vardı: "Rabbim bu seferimde de münasip görmemiş" diyerek içini
çekerlerdi. Halbuki kendilerini çocukları, hanımları, eş-dostları beklediği halde,
onlar şehadete kavuşamamanın verdiği üzüntü ile dönerlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ'nden
biri vardı. Son anlarına gelmiş, ölümle arası iyice yaklaşmıştı. Ziyaretçileri
de sıklaşmıştı. Ölüm döşeğindeki hasta teganni ediyordu (Bir nevi şarkıya
benzer bir şey söylüyordu). Ziyaretçiler hayret ettiler ve:
- "Ey , Berra, bu ne haldir? Seni şarkı
söylüyor görüyoruz." Berra (r.a.):
- "Şehitlik şerbetini içerek Rabbime
kavuşamadığıma canım çok sıkıldı kederlendim. Şimdi kederimi dağıtmak için
teganni ediyorum" dedi. Üzerine kapattığı şilteyi açtı ve vücuduna isabet
etmiş ok ve mızrak yaralarını gösterdi. Sağlam bir tarafı kalmamıştı.
O DİYARIN SAKİNLERİ'nden
bir başkasının hali daha farklıydı. Savaşa gitmiş ve ağır bir yara almıştı.
Peygamberimiz (sav) adamının birini ona göndermiş ve "Selamımı söyle hali
nasıl, git öğren" demişti. Giden adam son nefesini vermek üzere olan Sad'ı
bulmuş ve:
- "Resûlullah'ın sana selam var. Kendini
nasıl buluyorsun? diye soruyor" demişti. Hz. Sad:
- "Sen de benden Resûlullah'a selam
söyle ve deki, ben cennet kokusunu duyuyorum. Ensara da de ki: İçinizde
gözkapaklarını kapatıp açan tek kişi kaldıkça Allah'ın Peygamberine bir şeyler
olursa Allah katında mazur sayılamazsınız" dedi. Ve gözlerini bir başka aleme
açmak için yumdu.
O DİYARIN SAKİNLERİNDEN
bıyığı yeni terlemiş bir genç vardı. Yemame savaşına iştirak etmiş ve ağır
darbeler almıştı. Düşmanın sağ omuzuna indirdiği kılıçla, kolu köprücük
kemiğinden ayrılmak üzereydi. Kendisine zararı oluyor diye aşağı eğilmiş ve
parmaklarını ayağının altına almış ve çekerek kolunu koparmıştı. Kılıcım
diğer eline almış, o da kopunca yere yuvarlanmıştı. Kendisini kucaklıyarak çadıra
götüren Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, onu yatırmış, yüzünü gözünü silmeye
başlamıştı. Genç mücahid ise ölmek üzereydi. Fakat bir şeyler konuşmak istiyor
lakin konuşamıyordu. Abdullah kulağını ağzına iyice dayadı ve "Söyle Ey Ebu
Akil, ne demek istiyorsun?" Ebu Akil konuşuyordu:
- "Zafer hangi tarafta? Müjde dedim.
Zafer Peygamber tarafındadır. Baktım Ebu Akil güldü ve son nefesini verdi."
Gençliğinin baharındaydı Ebu Akil, amma tek derdi vardı:
İslâm İslâmın sevdalısıydı. Aşkı
gönlüne düşmüştü. Yemame ovasında hangi sancağın dalgalandığını öğrenmek
istiyordu. Müslümanların zafer haberini duyunca uçarak Rabbine kavuşmuştu.
O DİYARIN SAKİNLERİNDEN bir
baba ve bir. de oğul vardı. Cihad hazırlığı yapılırken baba-oğul ile ihtilafa
düşmüştü. İçlerinden birinin evde kalması gerekiyordu. Baba mı, oğul mu?
Neticeyi almak için aralarında kura çektiler. Neticeye göre baba evde kalacak, oğul
savaşa gidecekti. Edebini koruyan oğul:
- "Ey baba, eğer bu iş cennetten başka
bir menfaat işi olsaydı, seni mutlaka kendime tercih ederdim, fakat bu gidişimle şehit
düşeceğimi umarım, dedi.
Böylece gitti. Oradan da Rabbine kavuştu.
Kendisini bekleyen babası, oğlunun şehadet haberini alıyordu.
Yorum yapmıyoruz. Sadece düşünmeye davet
ediyoruz. Baba-oğul karşı karşıya kadeh tokuşturanlar. Baba oğul hizmet ve sohbete
mani olmaya yönelik itişmeler ve kakışınalar. "benim oğul gülmeyi unuttu"
diyen ve Allah yolunda yürüyen oğullarını fitne çıkarmakla suçlayan ebeveynler.
O DİYARIN SAKİNLERİNDEN
biri vardı. Fiziki olarak göze hordu. Birgün Peygamberimizin huzuruna çıkageldi ve:
- "Ey Allah'ın Resûlü' Ben, rengi
siyah, yüzü çirkin ve fakir bir kimseyim. Acaba şu düşmanla savaşıp şehit
düşersem, cennete girebilir miyim?' dedi. Peygamberimiz "Evet şehit düşersen,
cennete girersin" buyurdu
Bu sahabi savaşa katıldı ve şehit
düşünceye kadar çarpıştı ve şehit düştü. Onun ölü cesedini Peygamberimizin
huzuruna getirdiler. Peygamberimizin:
- "Yemin olsun ki, Allah senin yüzünü
nurları dırdı, senin kokunu güzelleştirdi ve seni zengin kıldı. Yemin olsun ki,
şimdi ben, onun hurilerden olan iki eşinin birisi: "kucağına ben
oturacağım" diğeri: "hayır ben oturacağım" diye birbiriyle
çekiştiklerini görüyorum buyurdu.
O DİYARIN SAKİNLERİNDEN bir
de çoban vardı. Adı Esved'di. Hayberde bir yahudinin koyun çobanlığını yapardı.
Hayber savaşında koyunları otlatırken savaş yapıları yere gelmiş, olup bitenleri
görmüş ve sorarak öğrenmişti. Daha sonra sürüsünü götürmüş sahabinin
ağılına kapatmış ve koşa koşa gelerek Hz. Peygamberimizden bir kılıç istemişti.
Kılıcım eline alan Esved bir anda gözden kayboldu. Savaş bitmiş ve şehitler tek tek
toparlanıyordu. Peygamberimiz şehid düşen Esved'in yanına yaklaşırken
parmaklarının ucuna basarak geliyordu ve soranlara: "Esved'in etrafına o kadar
melek gelmiş ki basacak yer bulamıyorum" buyurmuştu. Bir namaz vaktine kavuşup
namaz kılamadan Allah'a kavuşan Esved'in yanına Peygamberimiz gelince birden başını
çevirmişti. "Niçin böyle yaptın?" diyenlere:
- Esved şu anda cennette hurisi ile
şakalaşıyor, utanmasınlar diye başımı çevirdim, diyordu.
Ey Allah'ın razı olduğu ve insanlığa nizam
kıldığı yüce İslâm, sen ne büyük bir dinsin ki bir saat evvel Yahudi olan birine,
seni kabul ettikten sonra bir saat geçmeden en büyük mükafatı vermeye vesile
oluyorsun.
O DİYARIN SAKİNLERİNİN
hayatı hep böyle geçti. Ağlayarak dünyaya geldiler ve gülerek dünyadan ayrılıp
Hakka kavuştular,. Hayatları şerefliydi, 6lümleri de şerefli oldu. Vücutları
kıymetliydi, cesetleri de kıymete büründü. Allah'a itaat ederek yaşadılar, kainat
onlara itaat etti. Vererek yaşadılar, Rabbimiz âhireti de onlara verdi. Boyun
eğmediler. Allah (cc) da onlara dünyayı boyun eğdirtti. Ömürlerinden bir an dahi
cahiliyyenin hükmüne muhatap olmadı. Zilletle yaşamayı değil, izzetle ölmeyi öne
aldılar. Sevdiler ve sevildiler. Birbirlerinin haklarını korudular, Allah da onları
korudu. Birbirlerine merhamet ettiler, Allah da onlara merhamet etti. Birbirlerine yardım
ettiler. Yüce Mevla da onlara yardım etti.
Onlar şehit olmayı gaye edinmediler: Sadece
Allah'ın hakimiyetini hakim kılmak istediler. Allah da onlara en güzel buluşma
sebebini yarattı.
"Karıncanın insanı ısırdığında ne
kadar acı duyduysa, bir insan şehit olurken o acıyı duyar" (Nesei-Sünen: 6/36
ibn Mace: Sünen/2/937)
Yukarıda okuduğumuz hadisi şerif,
ölümsüzlüğü tadan şehitlerin kavuştukları ikramı izah etmeye yeter ve artar
bile.:. Bu ikram ölmek anında yaşayan bir hali gösterir. Geriye kalan ikramları
gözler görmedi ve kulaklar duymadı. Şehitlik müslümana yakışan bir hayattır.
Mevzuyu bitirirken o diyarın sakinlerinden bir
sahabinin sözü ile sizi baş başa bırakıyoruz: "Şehid, Allah yolunda ölmeyi
isteyendir."
Abdullah Büyük
Ana
Sayfa O Diyarın Sakinleri
131