O Diyarın Sakinleri Olan
Kadınlarla ![]()
Bu Diyarın Sakinleri Olan Kadınları ![]()
Karşılaştırma (Mukayese) ![]()
Bir
zamanlar benzer yönleri yok denecek kadar az olan hususiyetler, şimdi hızla fazlalaşmaktadır.
Benzeyen ve benzemeyen yönlerimizi tespit edecek olursak, herhalde benzer yönlerimiz ağır
basacaktır.
BENZER YÖNLERİMİZDEN BAZILARI
O diyarın sakinleri olan müslüman kadınlar:
- Allah için yaşıyorlar ve Allah için ölüyorlardı;
- Yüce Yaratıcı olan Allah'ı, tüm işlerine
karıştırıyorlardı,
- Göğüslerinin altında bir tane kalp olduğunun
idraki içerisindeydiler,
- Hayatlarının tanziminde bir ilah vardı,
iki ilah yoktu,
- Her türlü işlerini bir ibadet olarak yapıyorlardı,
- Dünyaya gelen çocukları için de, her biri
iyi bir anneydi,
- İslâm için başlarını ortaya koymayan
kimse kalmamıştı,
- Kur'an-ı Kerim'i hem okuyor, hem anlıyor ve
hem de yaşıyorlardı,
- Dinlerini öğrenmede utanmaları engel teşkil
etmiyordu,
- Her biri efendisi için cariye-köle gibi
oluyordu,
- Kendi efendileri de onlar için köle
oluyordu,
- Bununla beraber gerçek köleliklerini
Allah'a yapıyorlardı,
- Karınlarına taş bağlasalar bile,
hallerinden şikayetçi değillerdi.
- Sabahleyin evladı ölüp toprağa
defnetseler bile, akşam kocalarıyla beraber olmayı bir ibadet şuuru içinde yapıyorlardı.
- Eğer kocaları maddi yönlerini
Peygamberimize bildirecek olsalar, hemen engel oluyorlar ve "Allah'ı, Resûlüne şikayete
mi gidiyorsun" derlerdi.
- Gözleri yaşlıydı, dudakları titrek ve
boyunları eğikti. Ancak küfrün karşısında her birinin başı dimdikti.
- Efendileriyle latifeleşir, bazen arkadaş,
bazen kardeş olurlar, hiç bir zaman kadın olduklarını, hanım olduklarını asla
unutmazlardı,
- En büyük arzuları, efendilerinin
kendilerinden razı olmuş olduğu halde Rablerine kavuşmalarıydı,
- Tesettürleri tamdı. İslâm toplumu
kendilerinin tüm hayatını tesettüre boğmuştu. Kapanan yerleri sadece bedenleri değildi,
- Gerçek manadaki tesettür şuydu: Kadını
cennete sokacak vasatta tutmak onu kapatmak demektir. Kafese kapatmak değil, cennete
kapatmaktır.
- Yaptıkları her işin yaptırıcısı İslâm'dı.
Çünkü yaptırıcısı İslâm olmayan amel, İslâm değildir.
- Kısaca ve özetle, tam manasıyla Allah'a
kul Resûlüne ümmet ve İslâmiyet'e birer hizmetçi olmuşlardı.
BENZEMİYEN YÖNLERİMİZDEN BAZILARI:
Bu diyarın sakinleri olan müslüman kadınlar:
- Resmi ideolojinin dininden kurtularak, yeni
yeni Allah'ın dinini öğrenmeye ve yaşamaya başlamıştır.
- Günümüz kadını evden çıkarken kapalı,
çarşıdaki alışveriş hali bozuk.
- Okula giderken kapalı kızımız, okul hayatında
suç işlemekte, tesettürde olan sadece bedeni. Kendisini cennete sokacak vasat tam
olarak hazırlanmış değil. Bu görevi babasından, abisinden, din kardeşinden
beklemektedir.
- Günümüz kadını evine o kadar teknolojik
alet aldı ki, kendisinin yapacağı bir şeyi kalmadı. Yaratılışına uygun olan ve işlerini
yaptığında sıhhatli, güçlü, sağlıklı bir hayatı vardı. Çamaşır makinasıyla,
bulaşık makinasıyla elektirik süpürgesiyle işlerini yaptırdı amma, kendisini adeta
robotlaştırdı. Beden, hareketten uzak kalınca donuklaştı, kireçleşti ve haplarla
ayakta kalmanın hesabına düştü. Sonra da şu soruyu sordu. Kadının spor yapması
caiz mi? Halbuki onun sporu, kültür fiziği, evinin işleriydi. Hem de ibadet inancıyla
yaptığı evinin işleri.
- Günümüz kadını kocası gibi dünyaya
meyletti. Dünyası köşk ve saray gibi. Âhireti ise gecekondu. Şimdi köşkünden,
gecekondusuna gitmek istemiyor. Can, kafesten uçmak istemiyor.
- Günümüz kadınının gardırobuna, ayet ve
hadis selam vermekte adeta zorlanıyor. Doğu-batı sentezi gibi, dolabın içine konuları
elbiseler sentez gibi. Hira ve Roma karışımı bir hale girmiş.
- Günümüz müslüman kadını tavizli yaşamayı
(dinde açık vermeyi) günlük hayatından ayrılmayan bir parça haline getirmiş durumdâ.
- Günümüzün müslüman kadını hatalarıyla
ve sevaplarıyla; özet olarak böyle Ümidimizi kaybetmiş değil, kuvvetlendirmiş
durumdayız. Her ne kadar o diyarın sakinleri olan müslüman kadınların taşıdığı
kimliği tamamıyla taşımasalar da gidişat ona doğrudur. Dünyadaki İslâmi
hareketlere en büyük destek müslüman kadından gelmiştir. Anadolu müslümanları da
çalışmalarında bu hususta nasibini almaktadır. Bunun için müteşekkiriz onlara.
Siyonist güçlerin ve kuyrukların şehvet aracı durumuna sokulmuş olsalar bile, müslüman
kadın bu oyuna gelmedi, batıla ve batıl sistemlere pirim vermedi. İnşaallah
kendisinin sıfatına yakışmayan bazı yaftalar atılsa bile, onlar, tevhid erleri olduğunun
birer alametidir.
- Günümüz müslüman kadınını bu düşünceler
ve değerlendirmeler ışığında Hak selamı ile selamlıyoruz.
Kıyafetinden ürken yaban eşeklerine karşı
onurlu mücadelelerinin devamını diliyoruz.
Haklı davalarında her zaman yanlarında olacağımızı
bildiriyoruz.
Ve buluşacağımız, kavuşacağımız diyarın
da Dar'us-Selam olmasını yüce Allah'tan niyaz ediyoruz.
Abdullah Büyük
Ana
Sayfa O Diyarın Sakinleri
96