Onlar İslam'ı Cömertlikle
Güzelleştiriyorlardı ![]()
Günümüzde ıstıhların yanlış anlaşılması çok mevzunun yanlış veya noksan
anlaşılmasına sebep olmaktadır. Zengin, fakir, cimri ve cömert kelimeleri de
bunlardan bir tanesidir: Şimdi bakalım o diyarın sakinlerinin cömertlik
özelliklerine: Bakalım da o güzel ıstılahlarımızı anlayan bir neslin
hayatlarının bir bölümünü öğrenmeye çalışalım.
O DİYARIN SAKİNLERİ,
kendilerine ait olduğu mal anlayışında bizlerden çok farklı düşünüyorlardı. Mal
hususunda inançları şuydu: Mal, ölmeden evvel âhirete gönderdiğin şeydir. Ve bu
mal cidden senindir. Allah yolunda harcamadığın mala gelince, o senin değil, senden
sonrakilerin (varislerin) dir. Malını ölmeden önce âhirete göndermeyenler geriye
bıraktığı malın hesabını da vereceklerdir. Yani öldükten sonra varislerin eline
geçecek olan malların hesabı.
O DIYARIN SAKİNLERİ,
veriyordu. Fakire, yoksula, kimsesizlere, Allah yolunda yapıları cihada. Veriyordu.
Onlardan biri bir gün Allah yolunda harcanması için tam 700 okka altın vermişti. Bir
okkanın miktarını öğrenirsek, 700 okka altının kaç kilogram olduğunu anlarız.
O DİYARIN SAKİNLERİ'nden
biri vardı, malmı Allah yolunda harcadığı için zengin olinuştu. Harcadıkça da
zenginliği artıyordu. İşte harcamalannda küçük bir hesap. Günümüz insanının
vicdanlarcna havale ediyoruz:
Yükleriyle birlikte 700 deve, yarıi üzerinde
en kıynıetli ticaret eşyası olan 700 tane deve.
4000 dirhem. 40.000 dinar
500 at ve 500 deve
Günümüzün para değerine çevirip
düşünelim.
O DİYARIN SAKİNLERİ yeni
nazil olan bir ayet duymuşlardı. Duydukları ayet şöyle diyordu:
"Sevdiğiniz mallardan Allah yolunda
harcamadıkça, fazilet ve üstün sevaba erişemezsiniz" (Al-i İmran Suresi: 92)
Bu ayet kimin kulağına gitmişse, gereğini
yerine getirmek için yarışmaya başlamışlardı. Mescid de olanlar evlerine
dağılmış, evlerinde bulunanlar ise, ellerinde bulunup da en çok sevdikleri şeyleri
kucaklamış Peygamberimize getiriyorlardı. Onlardan sâdece bir kaç tanesini
zikrediyoruz:
Onlardan biri vardı. Medinede ve Mescid-i
Nebevinin yanında çok kıymetli bir hurma bahçesi vardı. Bahçeyi olduğu gibi
müslüman kardeşlerine verdi. Ve vermenin sevinci ile evine dündü. Sanki kuş gibi
sevinçten uçuyordu.
Onlardan bir başkası vardı. Dillere destan
olan bir atı vardı. Baktılar ki atını yedeğine almış ve getirmişti. Mevcut olan
malların kendisine göre en sevimlisi o at idi. Verdi ve gitti.
Yine onlardan biri vardı. İhtiyardı.
Bastonuna dayana dayana mescide gelmişti. Bu mübarek İslâm hanımının elinde sadece
bir başörtüsü vardı. Onu getirmişti. "Gençlik döneminde kendi ellerimle
işlemiştim. Sandığımın bir köşesinde duruyordu. Onu getirdim" dercesine
getirdi, verdi ve gitti.
O DİYARIN SAKİNLERİ'NDEN
olan annemiz şöyle bir hadîse anlatıyor.
- "Yüce Resûlümüz hastalanmıştı ve
hastalığı ciddi idi. Belki de bu hastalığı onu Rabbine kavuşturacaktı., Baş
ucundan ayrılmıyordum: Bir ara kendine geldi ve 7 dinar vererek, "Bunu Ali'ye
gönder fakirlere dağıtsın" dedi. Ben hastalığın telaşından unutmuş ve
dinarları gönderememiştim. İki üç sefer aynı şeyleri söyledi. Daha sonra kendisi
gönderdi.
Akşam yaklaşmış, ortalık kararmaya
başlamıştı. Çıranın (Bir nevi gaz lambası) yakıtı bitmek üzereydi. Yakın bir
akrabama
gönderdim ve:
- "Bize yağ bulsun. Zira Resûlullah
ağırlâştı. Bu gece vefat etme ihtimali olduğu için onu beklememiz gerekiyor."
dedim.
Bu hadisenin yorumunu, bu diyarın sakinlerine
bırakıyoruz: O DİYARIN SAKİNLERİ'nin cömertleri sadece erkekler değildi. Kadınlar
da hayırda yarış halindeydi. Sahih bir haberde olay şöyle anlatılır:
- Tebük seferi için hazırlık yapılıyordu.
Bu sefere kadınlar altınlarıyla katılmak istiyorlardı. Mescidin bir tarafına
çarşaf serilmiş ve kadınlar getirdikleri şeyleri bu çarşafın üstüne
atıyorlardı. O kadar eşya getiren kadın vardı ki çarşafın üzeri, bileziklerle,
küpe ve gerdanlıklarla dolmuş taşınıştı. Eşyadan maksat getirilen süs eşyası
olan altınlardı:
O DIYARIN SAKİNLERİ'nden
olan müslüman bir hanım bizlere şu bilgiyi aktarıyor: "Kocam, bir gün akşama
kadar yüz bin dirhem sadaka dağıttı. Ancak, elbisesinin bir tarafının yırtık
olmasından dolayı mescide dolayısıyla namaza gidemedi."
O DİYARIN SAKİNLERİ'ndendi.
Bakara suresinin 245. ayetini yeni duymuştu. O ayet diyordu ki: "Kim Allah'a güzel
bir ödünç verirse, Allah da ona kat kat karşılık verir."
Bu ayeti duyan şahıs geldi ve Peygamberimize:
"Elini uzat dedi." Peygamberimiz elini uzatınca şöyle dedi.
- "Ben, 600 tane hurma ağacı olan
bahçemi Allah'a ödünç verdim" dedi.
Sonra oradan ayrıldı ve doğru hurma
bahçesine gitti. Bahçe duvarından hanımına sesleniyordu:
- "Çocukları al, bahçeden çık. Ben
bahçeyi Allah'a ödünç verdim."
Hurma ağacının gölgesi altında oturan
hanım ve çocuklarının yanma varmıyor, o bahçe müslümanlara geçti diyerek,
hanımına bahçe duvarından sesleniyordu. Hanımından ise hiç bir itiraz gelmiyor
sadece soruyordu;
- "Bu bahçeyi Allah'a ödünç verirken
beni de sevaba kattın mı?"
O DİYARIN SAKİNLERİ'ndendi.
Hem de müslümanların sorumluluğunu üzerine almıştı. Otururken biri geldi ve bir
şeyler istedi, derhal istediklerini ikiye katlıyarak verdi. Fakir gittikten sonra ise
ağlamaya başladı: Etrafındakiler: -"Niye ağlıyorsun? İstediğini fazlasıyla
verdin?" Tarihe mal olacak sözü ilan etti:
, - "Şimdiye kadar nerdeydim?" (Yani
şunu demek istiyordu, bu kardeşimiz ihtiyacını bize getirinceye kadar, biz nerdeydik?
Niçin haberimiz olmadı).
O DİYARIN SAKİNLERİ'ndendi.
Bir gün evini 60.000 dirheme sattı. Evin satıldığını duyanlar: "Evi ucuza
vermişsin. Alan seni aldatmış" dediler: O ise:
- "Ben o evi cahiliyye hayatında bir
tulum şarap karşılığında almıştım. Hepiniz şahit olun ki ben bu aldığım 60
bin dirhemi tamamen fakirlere, kölelere infak ettim. Şimdi söyleyin bu satışta
aldatılmış mıyım?"
Rabbimize hamdediyoruz. Bu diyarın
sakinlerinin infak hayatına baktıkça O.'na hamdediyoruz. Bir tarafta fakir talebeleri
bağrına basan, onların zaruri ihtiyaçlarına el atan, talebe, yurtlarında,
pansiyonlarında okumalarına eğitimlerine sebep olan bu diyarın sakinlerine teşekkür
ediyoruz.
İran'da cereyan etmiş son büyük depreme
karşı, ellerini uzatan Türkiyeli müslümanlara teşekkür ediyoruz. Bosna-Hersek
kıyamına bilezikleriyle, gerdanlıklarıyla yardım eden binlerce bacılarımıza
teşekkür ediyoruz. On senedir unundan parasına, ayakkabısından, havlusuna varıncaya
kadar su gibi akıtılan hayırların sahiplerine teşekkür ediyoruz.
Toprak üzerine atılan bir imza gibi camisini
yaptırıp, Kur'an okunan irfan yuvalarına varıncaya kadar, devlet desteğine ihtiyaç
duymadan dünyanın istikbalinde söz sahibi olmak aşkıyla veren, cömert ellerin
sahiplerine teşekkür-ediyoruz.
İnşallah bir gün gelir o camiler, o mescidler ideal manada, istenilen görevleri yerine
getirmeye sebep olur. Camileri asli kimliğinden tecrit edenler baki değil, fanidir.
Faniler ise bir gün yok olacaktır. Camileri asli hüviyetinden uzaklaştırmaya sebep
olan , alet olan , bizzat bu sinsi oyunların başlarında bulunan herkesin hasını,
bizlerden evvel Allah'tır.
Bu diyarın sakinlerine diyecek başka bir şeyimiz yoktur. Sadece bu yazımızdaki
mesajımızı okuyarak, hayatlarına girmiş infak amelini karşılaştırmalarını
istiyoruz.
Abdullah Büyük
Ana
Sayfa O Diyarın Sakinleri
325